6 Haziran 2007 Çarşamba

GERÇEK GÜN YÜZÜNE ÇIKINCA


Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna “ayağınıza takılan şeyleri toplayın” diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:

-“Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım” diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.

İkinci grup ise;
-“ Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına itaat etmek gerekir.” diyerek az bir şey topluyorlar.

Üçüncü grup ise;
-“Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir” diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.

Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca:

Hiç almayan birinci grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık” diyerek pişman oluyorlar.

Az alan ikinci grup ise;
-“Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık” diye sitem ediyorlar kendilerine.

Çok alan üçüncü grup ise:
“Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık” diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.

İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.

Kafir olan;
- “Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık,”

Mü’min, fakat az sevabı olan;
-“Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.”

Mü’min,çok sevabı olan ise;
-“Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım...” diyeceklerdir.

Rabbim bu misallerden ders alıp, Ahirette pişman olmayacağımız ameller işlemeyi nasip eylesin

Anne


1 yaşındayken sizi şefkatle kucaklayıp, elleriyle doyurdu.. Bütün gece ağlayıp, onu uyutmayarak teşekkür etiniz

2 yaşındayken elinizden tuttu, size yürümeyi öğretti size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

3 yaşındayken size özenle yemekler hazırladı tabağınızda ne var ne yok masanın üstüne boca ederek teşekkür ettiniz

4 yaşındayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu evin bütün duvarlarına resimler yaparak teşekkür ettiniz

5 yaşındayken sizi en güzel kıyafetlerle giydirdi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

6 yaşındayken okuldan o kadar korkuyordunuz ki, ilk gün sizi o götürdü sokaklarda "gitmiyceeeeeeem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz

7 yaşındayken size bir top hediye etti komşunun camını aşağı indirerek teşekkür ettiniz

10 yaşındayken arkadaşlarınızın doğum günülerinden okulunuza kadar sizi her yere o götürdü elinden fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

11 yaşındayken sizi arkadaşlarınızla sinemaya götürdü "sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

15 yaşındayken sizi şehir dışına yaz kampına gönderdi bir kerecik bile aramayarak teşekkür ettiniz

17 yaşındayken arkadaşlarınızla yemeğe gitmenize izin verdi bir telefon bile etmeden gece yarısı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşındayken üniversiteyi kazandınız; okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kalacağınız yere kadar götürdü. Sonra da özenle hazırladığı eşyalarınızı taşıdı arkadaşlarınız alay etmesin diye kapıda vedalaşıp göndererek teşekkür ettiniz

21 yaşındayken hiç yanlış yapmayasınız diye size hayatla ilgili fikir vermek istedi "merak etme ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz

22 yaşındaydınız; mezuniyet töreninizde ışıl ışıl gözleriyle sizin yanınızda oldu siz, sizi siz yapan o elleri öpmeden arkadaşlarınızla eğlenmeye giderek teşekkür ettiniz

24 yaşınızdayken evlenmeyi düşündüğünüz insanla tanışmak istedi "zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

25 yaşınızdaydınız evlendiğinizde. Sizi kaybetmenin hüznü bir yana düğününüz için gecesini gündüzüne kattı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

30 yaşınızdayken bir bebeğiniz oldu. Bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi "artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz

40 yaşınızdayken sizi arayıp kardeşinizin doğum gününü hatırlattı "anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, bir hafta sonu görmeye gittiniz; çocuklar gibi sevindi. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz

derken bir gün; ki yaşınızın aklınızdan silindiği bir gündü..... O öldü! O güne kadar söylemediğiniz ne varsa gelip boğazınıza düğümlendi o an. Onun için yapmadığınız herşey kalbinize yıldırım gibi düştü... İlk adımınızdan tutun da kaşığı ilk elinize alışınıza, kalemi ilk tutuşunuza kadar her anınızı düşündünüz. Her anınız yaş oldu süzüldü gözlerinizden. Ve belli belirsiz fısıldadınız: "teşekkür ederim...herşey için.... Teşekkür ederim." ama maalesef o sizi duymadı.

BİR ÂMÂ ÇOCUĞUN HASRETİ

İşitiyorum, güneş pek güzel,çay kenarında suyun üzerine doğru sarkan çiçeklerin manzarası pek latifmiş...Ve nazik öten kuşların,havai böceklerin,uçuşu da görülecek şeylerden imiş.

İşitiyorum ki,geceleri gökyüzünde gizli ışıklar görünürmüş. Dalgaları göz yaşları gibi hazin olan deniz içinde dahi,beyaz yelkenli gemiler akıp gidermiş.

İşitiyorum ki, çiçeklerin renkleri pek latif imiş. Dereler,dağlar, çayırlar, sular,ormanlar ve hususiyle fecir zamanları o kadar güzel, o kadar şirin imişler ki, bu kadar azamet ve ihtişama karşı insan,rabbine secdeler edermiş.

Fakat ben, ne o gürültüsünü işitmekte olduğum denizi, ne o rengin çiçekleri, ne gökyüzünü, ne güneşi, ne o güzel meyveleri, ne kuşları, ne aydınlığı göremediğimden dolayı müteessir değilim.

Hayır Allah’ım , hayır! Şu fani alemin güzelliklerinden hiçbirini arzu etmem. İlla!!. Heyhat..!. Anacığımı göreydim..!

Allah’tan utanmaya senden daha layığım!

Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu.
Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi.
Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.
Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua etti.
Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu. Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.
Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın,
- Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü:
- Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden daha layığım.
Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü.
Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a teslim eyledi.
Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.”
Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar.

5 Haziran 2007 Salı

Nafileler farzlar yerine geçmez

Sual: Bir hoca, (Fıkıh kitaplarında, duha, tehıyyat-ül-mescid, evvabin, tesbih namazı gibi nafile namazları kılmak, kaza namazı kılmaktan evla olduğu yazıldığı için, kaza namazı kılmak yerine, bu nafileleri kılmak gerekir) dedi. Ben bu nafile namazları kılmayıp, kaza namazı kılıyorum. Yanlış mı yapıyorum?

CEVAP Doğru yapıyorsunuz. Nafileler hiçbir zaman farzın yerine geçmez. Bir kimse, farzları, vacipleri kılsa, fakat ömründe hiç nafile kılmasa nafile kılmadığı için sorumlu olmaz.

Daha önemlisini yapmak için sünnet terk edilir. Mesela, sabah camiye gelen, imam teşehhüdde ise, sünneti kılmadan imama uyar. Daha sonra da sünneti kılmaz.

Cemaat ile namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruhtur. Mekruh işlememek için, sabahın sünneti bile terk edilir. (İmdad-ül fettah)

Vakit daralınca, ilk sünneti kılmak, farzın kazaya kalmasına sebep olursa, bu sünneti kılmak haram olur. (Hadika)

Bir hakim, vazifesini yapmak için, sabahtan başka namazların sünnetlerini terk edebilir. (Mülteka)

Hakimin vazifesi, farz-ı ayn olmadığı halde, sünnetleri terk etmek için özür sayılınca, birikmiş kazaları ödemek, farz-ı ayn olup, cezası da pek şiddetli iken, bunları ödemek elbette özür olur. Abdestte uzuvları üç kere yıkamak müekked sünnettir. Su pahalı ise, hava soğuk ise, böyle bir özürle bu sünneti terk etmek, yani bir kere yıkamak caizdir. (Redd-ül Muhtar)

Sual: Bazıları, “Nafileler farzın yerine geçer. Onun için, gündüz namaz kılmayıp gece nafile kılıyoruz” diyorlar. Böyle bir şey var mıdır?

CEVAP Nafile farzın yerine geçmez. İmam-ı Rabbani hazretleri (Nafile farzın yanında denizde damla bile değildir) buyuruyor.

Nafile farzın yerine geçseydi, sadaka, hayır hasenat yapanların verdikleri, zekat yerine sayılır, ayrıca zekat farzına lüzum kalmazdı.

Nafile farzın yerine geçseydi, nafile hac, umre yapanların yaptıkları hac farzının yerine kabul edilir, ayrıca hac farzına lüzum kalmazdı.

Nafile farzın yerine geçseydi, nafile oruç tutanların tuttukları oruç, farz olan Ramazan orucunun yerine kabul edilir, ayrıca Ramazanda oruç tutmaya lüzum kalmazdı.

Nafile farzın yerine geçseydi, vakitleri ve şartları belirli olarak 5 vakit namaz farz olmaz, farzı vaktinde kılmamak yani kazaya bırakmak büyük günah olmazdı. Namazı kazaya bırakmak haramdır, kaza etmedikçe farz borcundan kurtulamaz. Bir farz namazı, vakti çıktıktan sonra kılmakla, yani kaza etmekle, kazaya bırakma günahı affolmaz. Ayrıca tevbe etmesi de gerekir.

Hadis-i şerifte, (Bir namazı, bilerek, özürsüz kılmayan, seksen hukbe [1 hukbe 80 yıl] cehennemde kalacaktır) buyuruluyor. Bu müthiş günahların altından kurtulabilmek için, namazları bir an önce kaza etmek gerekir. (Tergib-üs-salât)

İbni Nüceym hazretleri buyuruyor ki: Farz namazları vaktinde sonraya bırakmak büyük günah olup, ancak tevbe etmekle affolur. Tevbe ederken, kılmadığı namazları kaza etmesi gerekir. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. (Kebair ve segair)

Müslim'deki bir hadis-i şerifte, (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece [teheccüd] namazıdır) buyuruldu. Bir kimse, ömründe hiç teheccüd kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez. Çünkü nafiledir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Farz namaz borcu olanın, nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire Fütuh-ul-gayb, Zahire-i Fıkh]

Bunun gibi, hayatında hiç sadaka vermeyene, hiç hayır hasenat yapmayana, hiç umreye nafile hacca gitmeyene, hiç nafile oruç tutmayana ceza bildirilmedi. Farzların yerlerine geçselerdi, hem ceza bildirilirdi, hem de farzlara lüzum kalmazdı.

Kaynak : Dinimizislam.com

4 Haziran 2007 Pazartesi

Düşmanlarınla dost olan dosttan çekin!

Bir sultanın oğluna nasihatleri (2) Dostsuz olma. Kim dostlarının işiyle ilgilenirse, dostları da onun işiyle ilgilenirler. Eğer o ilgilenmezse, dostlar da ilgilenmezler. Öyleyse dostunun işini düşünüp, ilgilenmeyen kişiyle, hiç kimse dost olmaz. Her an bir dost edinmeyi âdet haline getir, tâ ki dostların çok olsun. Çünkü, çok dost arasında kişinin birçok ayıpları örtülür ve çok hüneri açılır. Bundan dolayı, kişinin dostunun çok olması gerekir. Ama, yeni dost tutunca eski dostlarından da yüzünü çevirme. Bir de, rastgele dost seçme, dostların salih ve sana uygun kişiler olsun.Dostlarının dostlarını da düşün, onlar da senin dostlarındır. Düşmanlarınla dost olan dosttan da, çekin. Ayrıca dostuna düşman olan dosttan da, sakın. Önüne kim gelirse, sebepsiz yere seni şikâyet eden dostlardan uzak dur. Böyle kişiden dostluk bekleme ve ayıpsız dost aramaya kalkma. Çünkü, (Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır) demişlerdir.İyilerle kötüleri birbirinden ayırt et. İyilerle gönülden dost ol, kötülerle dil ucuyla dostluğun olsun. Çünkü, kişinin hep iyilere işi düşmez. Eğer, bir kötü kişiye işin düşerse, dostluğun sebebiyle elde edersin. Öyleyse, sevmediğin kötü kimselere de, açıkça düşmanlık etme. Düşman da, kazanma. Ben kime ne yaptım ki, düşmanım olsun deme. Çünkü, (Düşmanım yok sanan kişi, düşmanın eğlencesi olur) demişlerdir. Gizli ve açık, düşmanın işinden habersiz olma. Çünkü, o daima, kötü planlarla seni aldatma hesapları içindedir. Sen de, bir an bile, onun kötü oyunlarından kendini güvende sanmayasın.Düşmanının tasarladığı oyunları, her an soradur, tâ ki düşmanın belâsına uğramayasın. Sonra, fırsat düşmedikçe, düşmanlığını belli etme ve düşmanına karşı, ne kadar büyüklük taslarsan tasla, kendini düşmana büyük göster. Ne kadar düşmüş olsan da, ona durumunu alçak gösterme.Düşmanının güler yüz göstermesine, tatlı sözüne aldanma. Eğer, düşman sana şeker gösterse, sen, onu acı bir şey san. Düşmanın ne kadar küçük olsa da, onu hor görme.Bir düşmanın senden aman dilerse, ne kadar düşmanın olsa da ve sana ne kadar eziyet etmişse de, sen ona aman ver ve düşmanın aman dilemesini çok büyük bir nimet yerine say. Çünkü düşmanın yenilmesi, kaçması ve ölmesi nasılsa, aman dilemesi de öyledir. Düşmanını güçsüz gördüğünde, birden emin olup oturma, onu arada sırada gözetleyedur.Önce işi yapmaya, sonra yaptığını söylemeye gayret et. Bir faydası olmayacaksa, hiç söyleme. Başkasının sana dil uzatmasını istemiyorsan, sen de kimseye dil uzatma.Birisi senin bir ayıbını yakalasa, o ayıbı hemen kendinden uzaklaştır.Çok itibarlı bir yere geçme, tâ ki o yerden aşağı düşmeyesin. Yüksekten düşmenin acısı, fazla olur.Olur olmaz her suç için, kimseyi cezalandırmayı düşünme. Eğer birisi bir suç işlerse, büyüklük göster ve ondan özür dilemesini iste. Çünkü, o suçlu da insandır. Küçük bir suç için kimseyi suçlama, tâ ki seni de başkaları yok yere suçlamasınlar.Yok yere öfkelenme, kızgınlığını yutmayı, alışkanlık haline getir. Birisi senin yanında hata yapsa, sonra da dönüp af dilese, o hatayı bağışlamayı boynunun borcu bil. Çok büyük bir suç olsa da, affetmek güzeldir. Her işlenen hataya ceza verecek olsan, büyüklüğün nerede kalır?Sonra, özür dilememek için, hata yapmamaya çalış. Birisine karşı aniden hata işlersen, özür dilemekten utanma. Senden de suçlular af isterse, sen de bağışla, dileklerini kabul et...

Mehmet Ali Demirbaş
03 Haziran 2007 Pazar
Türkiye

Bugünkü zahmet yarının rahatıdır

Bir sultanın oğluna nasihatleri (1) Dünyada iki şey vardır: Halk birinden kaçar, öbürünü sever. Biri zahmet, diğeri rahatlıktır. Ama ikisi de, insana gereklidir. Çünkü zahmet çeken, rahata erer; rahat yaşayan; zahmet görmedikçe, rahatlığın kıymetini bilemez. Bugünkü zahmet, yarının rahatıdır; yarınki rahatlık da, önceki günün zahmetidir. Unutma ki, külfetsiz nimet, zahmetsiz rahmet olmaz. Ne kazanırsan, yarısını harca, yarısını sakla. Çünkü, (Sakla samanı, gelir zamanı) demişlerdir.
Mecbur kalmadıkça, borçlanma, bir şeyini rehine koyma. Buna benzer işlerden dolayı halk içinde, hor ve itibarsız görülürsün. Öyleyse, bu işleri kendine, büyük günah bilmelisin. Bir dostuna ödünç vermişsen, artık ona malımdır deme, o parayı o dosta bağışladın farz et. O paraya ihtiyacın yoksa, dostun kendiliğinden vermedikçe isteme, tâ ki gecikmesi sebebiyle dostluk bozulup kesilmesin. Çünkü borcun gecikmesi, dostu çabuk düşman eder, ama düşmanı dost etmek güçtür.
Düşmanı ve dostu bilmemek, çocukların işidir. Dostu düşmandan ayırıp, akıllıca davranmak, gün görmüş zatların işidir.
Elinde olandan, ihtiyaç sahiplerine vermekten çekinme. Kimsenin malına da, tamah etme ki, itibarın azalmasın. Herkesin malını, kendisinin bil.
Doğru için de olsa, çok yemin etme, çok yemin edici olarak tanınma, tâ ki mecbur kalıp da yemin edersen, yeminine inansınlar. Her ne kadar zengin olsan da, güvenilir, doğru sözlü ve salih bir kimse olarak tanınmazsan, kendini yoksul bil. Çünkü, yalan söyleyenlerin ve kötü bilinen kimsenin sonu, yoksulluktur. Kimseyi aldatma ve aldanma, alışverişte, buna daha çok dikkat et. Çünkü, insan alışverişte çabuk aldanır.
Bütün işlerde sabırlı ol, aceleci olma. (Sabretmek, ikinci akıllılıktır) demişler. Yani, bir kişinin ne kadar aklı olursa ve bir işini sabırla işlerse, aklı o kadar çok olur.
Her işte, kendi işinden habersiz olma, gafillik ikinci ahmaklıktır. Yani, gafil olan kişi ne kadar akılsızsa, ahmaklığı ve akılsızlığı, bir o kadar daha artar.
Sonra her işte, bezgin olma, bezginlik ikinci cahilliktir. Eğer sana iş ve güç kapansa, tezce işini açmaya çalış, işin düzelmeye yüz tutuncaya kadar sabret, çünkü hiçbir iş, aceleyle iyi olmaz.
Eğer ev almak istersen, öyle bir yerden satın al ki, o mahallenin halkı iyi kişiler olsun. (Önce komşu, sonra ev) demişlerdir. Evi alınca, komşuna çok hürmet et. Mahalle halkıyla iyi geçin, hastalarını sor, ölüsü olana başsağlığı dile, cenaze merasimine katıl. Komşunun sevinilecek bir işi olursa, sen de birlikte sevin, eğer üzülecek bir işi varsa, sen de birlikte üzül. İmkânın ölçüsünde, komşuna hediye ver. Çünkü sen komşularınla iyi geçinecek olursan, o mahallenin sevip saydığı bir kişi olursun. Komşunun çocuğunu görünce sev, okşa, mahallenin yaşlılarını ağırla ve onlara hürmet et.
İkiyüzlülük etme ve ikiyüzlülerden uzak ol. Yedi başlı ejderhadan korkma, ama, hep evet diyen yaltakçılardan kork. Çünkü, onun söz götürüp getirmekle, bir anda yırttığını, sen bir yılda dikemezsin.

Mehmet Ali Demirbaş
02 Haziran 2007 Cumartesi
Türkiye Gazetesi


2 Haziran 2007 Cumartesi

Tsunami Sonrası

Nafile farz ile mukayese edilmez

Nafile farz ile mukayese edilmez

Sual: İş yerinde bazı namazları kılamadığım için bir hocaya ne yapacağımı sordum. O da, (Nafile namaz, kılınmamış farzların yerine geçer. Akşam eve gidince o kadar nafile kılarsın. Yahut daha önce nafile kılmış isen, bu nafileler farza sayılır) dedi. O zaman bir gece bir haftalık nafile kılsam, bir hafta hiç namaz kılmasam bir sakıncası olur mu?

CEVAP Çok yanlış. Namazı, zaruretsiz kazaya bırakmak haramdır. Namazı kazaya bıraktığı için tevbe etmek ve kaza borçlarını ödemek farzdır. Milyon rekat nafile namaz, iki rekat farzın yerine geçmez. Milyonlarla nafile sadaka, bir lira zekat borcunu ödeyemez. Ömür boyu nafile oruç tutan, Ramazan ayındaki bir günlük farz orucun yerine geçmez. Bin kere umreye gidilse bir farz hac yerine geçmez.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:Zekat niyeti ile fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır. Çünkü zekat vermek, farzı yapmaktır. Sadakalar ise, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. Şeytan aldatarak, kazaları kıldırtmayıp ve zekat verdirmeyip, nafileleri güzel gösteriyor. (3/17)

İnsanı Allahü teâlânın rızasına kavuşturacak işler, farzlar ve nafilelerdir. Farzların yanında nafilelerin hiç kıymeti yoktur. Bir farzı vaktinde yapmak, bin yıl nafile ibadetten daha çok faydalıdır. Hangi nafile olursa olsun, ne kadar halis niyetle yapılırsa yapılsın hepsi böyledir. Hatta farzları yaparken, bu farzın sünnetlerinden bir sünneti, hatta bir edebi gözetmek de böyle çok faydalıdır. (1/29)

Bir hadis-i şerifte, (Allah’ın bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır) buyuruluyor. Bir farzı yapmayıp, bir nafile ibadeti yapmak da, boşuna uğraşmaktır. (1/123)

Nafilenin kıymeti, farzın yanında hiç gibidir, okyanus yanında bir damla gibi bile değildir. Sünnet de farzın yanında okyanus yanındaki bir damla su gibidir. (1/260)

Büyük fıkıh âlimi seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri, Dürr-ül-muhtar haşiyesinde buyuruyor ki:

(Farzdan bir şey noksan yapılırsa, nafile namazlarla tamamlanır) hadis-i şerifi de nafilelerin farzlardaki kusurları tamamlayacağını bildirmektedir.(Tahtavi)

(Tamam yapılmamış olan namaz, zekat ve başka farzlar, nafilelerle tamamlanır) hadis-i şerifini İbni Âbidin hazretleri şöyle açıklıyor: İmam-ı Beyheki, "Bu hadis-i şerif, yapılmış olan farzlar içindeki sünnetler noksan kalırsa, nafilelerin bunları tamamlayacağını bildirmektedir. Yoksa yapılmamış farzların yerine nafilelerin geçeceğini bildirmiyor" dedi. Şu halde, nafileler, terkedilmiş olan farzları değil, noksan olarak kılınan namazlardaki kusurları tamamlar. (Redd-ül muhtar)

İnsan kusursuz iş yapamaz. Nafileler farzlarda olan kusurları tamamlar. Kurtuluş ise, farzları noksansız yapmaktadır. Kaza namazını geciktirmek büyük günah olur. Kaza geciktikçe; günahlar katlanarak artar, sayılamayacak kadar çoğalır. Hadis-i şerifte, (Bir farz namazı özürsüz kılmayan, 80 hukbe Cehennemde kalacaktır) buyuruluyor. (Tergib-üs salât)

Farz namazları kazaya bırakmak büyük günahtır. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. (Kebair ve segair)

Müslim'deki bir hadis-i şerifte, (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece [teheccüd] namazıdır) buyuruldu. Bir kimse, ömründe hiç teheccüd kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez. Çünkü nafiledir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz namaz borcu olanın, nafilesi kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire, Fütuh-ul-gayb, Zahire-i Fıkh]

Sual: Gündüz işte çalıştığım için öğle ile ikindiyi kılamıyor, akşam eve gelince kaza ediyordum. Bir arkadaş, (Nafileler farzı tamamlar, gece evde 8 rekat nafile kılınca, öğle ile ikindi kılınmış olur) diyor. Kaza kılmayıp nafile mi kılmalıyım?

CEVAP (Çalıştığım için öğle ile ikindiyi kılamıyorum) demek beynamaz özrü, yani sudan bahane olur, geçersiz bir gerekçedir. Dini bir özür olmadan namazı bırakmak çok büyük günahtır, içki içmekten ve diğer bütün günahlardan daha büyüktür. İş namaza mani olmaz veya olmamalıdır. Tuvalette olsun namazı kılmalıdır. Gerekirse iki namazı [öğle ile ikindiyi] cem edip, yani birleştirip bir vakitte kılınabilir. Namazı kazaya bırakmamak için cem etmek geçerli bir özürdür.Öğle paydosunda, öğle ile ikindi 8-10 dakikada kılınabilir. Namaz için bu kadar zaman ayırmamak bir Müslümana yakışmaz.

Eğer bir özürle namaz kılınamazsa, muhakkak kaza edilmelidir. Milyon rekat nafile namaz kılınsa, iki rekat farz yerine geçmez. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(Farz ibadetin yanında nafile ibadetin hiç kıymeti yoktur, deniz yanında damla bile değildir. Sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir. Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor, nafileyi teşvik ediyor. Halbuki bir altın zekat vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır.) [1/29, 3/17]

Dikkat edilmişse, (Nafile, farzın yanında denizde damladır) denmiyor, (damla bile değildir) deniyor, (hiç kıymeti yok) deniyor. Onun için farz ile nafile, hatta sünnet ile nafile asla mukayese edilemez. Ömür boyu nafile namaz kılınsa iki rekat farz namaz yerine geçmez. Şunu bunu değil, hakiki İslam âlimlerinin kitaplarını ölçü almalıdır.

Kaynak: dinimizislam.com

Karıncalardan Kurtulmak



Karıncalar Aslında zararlı değillerdir, Ama bazen o kadar çoğalırlarki onların varlığı bizi rahatsız eder. Birde bakarsınız Mutfağınızı, evinizin heryerini sarmışlar. İşte bu noktada sizler onlardan kurtulmanın yollarını ararsınız. Karıncaları kovmayı, yok etmeyi, öldürmeyi düşünürsünüz. Ama nafile......onlar yinede gelirler.


Karıncalardan Nasıl Kurtulurum ?
Karıncaları öldürmeye gerek yoktur, karıncalardan kurtulmak istiyorsanız. Karınca ilacı aramanızda gerekli değildir. Karıncalardan nasıl Kurtulurum Diyorsanız, Karıncalardan kurtulmanın tek yolu "Talk Pudra" ( Bebek Pudrası ) kullanmaktır. Talk pudrayı karıncaların evinize yada mutfağınıza girdiği yerlere serperseniz, Karıncalar sür'atle o ortamı terkederler.

Şuna da belirteyim, evdeki yemek artıklarını ve karıncaları cezbeden unsurları yok etmediğiniz
sürece karıncalar gelmeye devam ederler.

Dikkatle belitmeliyim ki burada amaç karıncaları öldürmek değil, karıncaları evinizden kovalamaktır. Doğadaki dengeyi bozmanın anlamı yok. Ülkemizde meydana gelen kene vakaları sonrasında karıncaların kene'leri durdurduğu/yok ettiği ispatlandı.

bu konu ile alakalı linke bakmanızı tavsiye ederim
Not: Karıncalardan Kurtulmak için Dua Yoktur.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Rating , 10 out of 10 based on 250 ratings