27 Haziran 2008 Cuma

Böceklerden Kurtulmak









Evinizde, Mutfağınızda Dolaşan haşereleri, özellikle hamam böceklerini kovmak ve evinize gelmesini engellemek mi istiyorsunuz. İşte Çözümleri......

Haşerelerden korunma yolları


1.) Böceklerin olası dolaştığı heryere Terebantin sürün.


2.)1 Adet haşlanmış patates ile 25 gr ASİTBORİK' i Elinize Eldiven geçirerek karıştırın.Köpük tabaklara yerleştirip kuytu yerlere yerleştirin .

 









3.) Ultrasonic Haşe Kovucu edinin Birdaha Asla görmezsiniz


4.) Eğerki Evinizde fazlası ile Örümcek görüyorsanız.Örümcek ağlarından kurtulmak istiyorsanız . Bir deve kuşu yumurtası bulup delerek, evinizin bir yerine asmalısınız. Devekuşu yumurtası yaydığı bir koku sayesinde evinizdeki Örümcekleri kovar. 

                                                      Ayrıca Örümcekleri kovmak için Osage Portakalı denen Yada Yalancı portakal 'da denilen Meyveleri yenmeyen fakat portakala benzer koku yayan ağacın .Meyvelerini evinize yerleştirebilirsiniz.

Bu konu ile alaka linke bakmanızı tavsiye ederim
Benzer Konular

24 Haziran 2008 Salı

!!! İNSAN BEYNİNİN GÜCÜ (Bu olay yaşanmıştır) !!!

Polonya'daki Lodz kasabasından çıkan tren, dükkânlara dondurma dağıtır. Görevlilerden ikisi, dondurmaları dükkâna taşımak için dondurma dolabının içine girer. O sırada dolabın kapağı kapanır ve içerde kalırlar. Dolabın kapağını vururlar ama onları duyan kimse yoktur. Öleceklerini anlarlar ve sürekli kendi ken-dilerine "Donucaz, donucaz..." diye mırıldanırlar.


İçlerinden bir tanesi kâğıda "Yavaş yavaş tenimiz donmaya başladı, artık dayanamıyoruz." diye yazı yazar. En sonunda bunlar donucaz diye diye donarak ölürler. O akşam onları orada bir kasabalı bulur ve polise haber verir. Olay yerine gelen polis bunların otopsisini yaparak donarak öldüklerini kamuoyuna açıklar.



AMA DOLAP SABAHTAN BERİ ÇALIŞMIYORDUR...

Lüks ve İsrafa Karşı İslam’ın Kanaat Ahlakı

Mehmet Şevket Eygi/08.06.2008

ANTİ-TÜKETİM konusunda bir kitap hazırlayacağım inşaallah. Yıllardır düşünüyorum, bir türlü gerçekleştiremiyorum.

Halkın bir kısmı korkunç, cehennemi, şeytanî bir israf ve lüks çukuruna düşmüştür. İsraf ve lüks dinimize, akla, vicdana, bilgeliğe, ahlâka, fazilete aykırıdır.

Türkiye halkı, İslâm’ın kanaat ve iktisat (tutumluluk) ahlâkına uygun bir hayat sürse, ülkemizin nimetleri hepimize bol bol yeter de artar. Kalanını da dünyada sefalet çeken kardeşlerimize ve insanlara göndeririz.

Bir vatandaşın, bir ailenin, bir toplumun kendisine yetecek miktardan fazla tüketmesi ve harcaması ahlâka aykırıdır.

Ülkemizde her sene, Afrika’daki Nijer ülkesinin bütün halkını bir sene doyuracak kadar ekmek çöpe atılıyormuş. Ne büyük vicdansızlık, ne büyük ahlâksızlık...

Markete gidiyor, nakit parası yok, kredi kartıyla alışveriş edecek... Kocaman bir araba alıyor, ihtiyacı olup olmadığını düşünmüyor, dolduruyor da dolduruyor. Kasada kartı veriyor, ödüyor. Asıl ödeme sonra... Bir yığın sıkıntı çekiyor, sonra devlete kızıyor. Kızılacak, öfkelenilecek bir surat görmek istiyorsa aynaya baksın!

Geçenlerde, elbise dolabımda hiç giyilmemiş yazlık bir ceket buldum, ona uyacak bir pantolon yoktu. Aksaray’daki yeraltı çarşısına pantolon almaya gittim, bir elbise mağazasının önünde 30 liraya kumaşı ve dikişi birinci sınıf yazlık elbiseler vardı. Niçin bu kadar ucuz diye sordum, görünmeyen yerlerinde küçük defoları varmış, seri sonuymuşlar. 30 lira verdim, bedenime uyan bir takım elbise aldım. Giydiğimde, bazı dostlarım, gayet şıksınız dediler, 30 liraya!..

Geçen hafta Beyazıt karakolu civarındaki geçitte yürüyordum, oradaki bir dükkândan son derece kaliteli ihraç malı, İstanbulin tipi boyna kadar düğmeli bir ceket aldım. Kaç lira verdim biliyor musunuz? Tam 10 lira!..

Birkaç ay önce Çemberlitaş ile Çarşıkapı arasında Mimar Hayrettin Camii altındaki bir ayakkabıcıdan birinci sınıf işçilik, kösele bir ayakkabı aldım, 39 lira. Niçin bu kadar ucuz? Seri sonu, artık o model üretilmiyor, maliyetinin altı fiyata satıyorlar.

Yeme içme konusunda da hiç lükse, israfa, gösterişe, gurura, kibre kapılmam. Halk, esnaf lokantalarında yemek yerim. “Dün Altınkemik restoranda beyaz şaraplı lüfer balığı zıkkımlandım” gibi meraklarım yoktur.

Kışları, Güney Amerika’da yaşayan devegiller cinsinden lama tüyünden yapılmış palto giyerim. Böyle paltolar Avrupa mağazalarında 1000 eurodan aşağıya satılmaz. Bendeniz sonuncu paltomu 90 liraya almıştım.

Gömleğe genellikle 10 lira veririm.

Bir iki yıl önce Sirkeci Ebussuud caddesindeki devlete ait gümrük malları mağazasından çok kaliteli ve gerçekten nefis kravatlar almıştım, tanesi 3 lira...

Geçenlerde Avrupa yelekleri aldım. Tanesi 2,5 lira...

Bereketli, rahat, huzurlu bir hayat sürmek isteyen kanaate ve iktisada riayet etsin.

Eve erzak alıyorum, yemekle bitiremiyorum.

Cebime harçlık koyuyorum, tükenmiyor...

Beslediğim kedilerin berekette ve bollukta rolleri olduğunu düşünüyorum.

Ben kedilere bir tabak yemek veriyorum, Allah bana bir sofra yemek ihsan ediyor.

Yaz geldi ya, açık bıraktığım pencerelerden kumrular evin içine yuvalar yaptılar. Yumurtladılar, kuluçkaya yattılar ve civciv çıkarttılar. Bazıları büyüdü, uçtu gitti.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz “Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir” buyurmuşlardır.

Geçim sıkıntısı çekenlere, hanelerinde bereketsizlik olanlara tavsiyelerim;

1. Pahalı ve lüks şeyler almayınız ve yemeyiniz.

2. Makarna, nohut, yeşil mercimek, patates, kuru fasulye gibi gıda maddelerini alıp pişiriniz.

3. Doyduktan sonra kesinlikle yemeyiniz.

4. Balığın bol olduğu zamanlarda ucuz balık tüketiniz.

5. Pahalı ve lüks restoranlara gitmeyiniz.

6. Bazen simit, kızarmış ekmek, beyaz peynir, domates, zeytin veya zeytinyağı, limonlu çay ile kahvaltı ediniz (yemek yerine).

Bu dediklerimi yaparsanız bütçenizdeki açığı kapatabilirsiniz. Bu dediklerim mücerreptir (tecrübe edilmiştir).

Sakın ola kİ, “Müslümana her şeyin en iyisi layıktır” şeytanî felsefesine kapılmayınız. Müslüman her şeyin en iyisini, en lüksünü, en israflısını, en gösterişlisini tüketmez. Allah’ın bizlere en güzel örnek ve model olarak göndermiş ve göstermiş olduğu Peygamberimiz mütevâzı ve kanaatli yaşamışlardır, asla israf etmemişlerdir.

Kendinize karşı kanaatli, mütevazı, tutumlu olunuz; muhtaç kardeşlerinize karşı cömert olunuz, misafirlerinize ikram ediniz.

Türkiye çılgın bir israf ve lüks toplumu haline gelmiştir. İmkânı olan ölçüsüzce tüketiyor, yiyor, giyiniyor, saçıp savuruyor; imkânı olmayan vatandaşlar da bin bir sıkıntı içinde sürüm sürüm sürünüyor. Böyle bir toplum elbette sağlıklı, dengeli, faziletli bir toplum değildir. Öyle Müslümanlar görüyorum ki, kanaatli ve mütevazı yaşamaktan utanıyor, haya ediyor.

Marka fetişizmi... Lüks yerlerde yemek yeme tutkusu... Lüks meskenler, lüks otomobiller, lüks cep telefonları... “Benim televizyonum en pahalısından Plazma televizyonu, şu kadar bin lira... Benim paltom İtalya’da dikilmiş... Elbisem Davalaciro marka... Ayakkabılarım 750 lira...” Böyle küçük gururlar ve kibirler sergileyen kişiler acınacak mahlûklardır. Herifin elbisesi 5 bin dolarmış... Peki, ciğeri kaç para eder? 5 para etmez!.. Bir pislik tulumuna 5 bin dolarlık elbise giydirmişler... Hazret-i Ömer Efendimiz yamalı elbise giyermiş...

Kur’ân-ı Kerim’de müsrifler (saçıp savuranlar, israf edenler) için “Onlar şeytanın kardeşleridir” buyuruluyor. Dikkatli olalım, ayağımızı denk alalım, kanaatli ve mütevazı yaşayalım, şeytanın kardeşleri olmayalım.

5 Ocak 2008 Cumartesi

Namazın Ehemmiyeti


Adamın biri çöle doğru, çok büyük bir yolculuk yapacakmış. Tam hazırlıklarını yapıyormuş, yanına birisi yanaşmış.

- Beraber yolculuğa çıkabilir miyiz?
- Ama mertçe ve erkekçe sana bir şey söyleyeceğim, ben iblisim ve şeytanım, demiş.

Adam da korkmuş,

“Ama sen bana kötülük edersin” demiş.
İblis de, “Ben mertçe sana söyledim, öyle olsa sana söylemezdim iblis olduğumu” demiş.

Sonra yola koyulmuşlar. Epey bir yl kat etmişler. Mola vermişler ve öğle vakti girmiş. Yemek yemişler, şeytan da bir taraftan adamı kolluyormuş, nasıl abdest alacak, namaz kılacak diye. Adama bir bakmış, adam yatıyor, uyuyor.

Bir müddet sonra uyanmış, hadi yola çıkalım demiş. İblis kafasını bükmüş, herhalde ikindiyle birleştirip namazlarını kılacak demiş. Yola koyulmuşlar. İkindi vakti girmiş. Yine adam namaz kılmamış yola devam etmişler. Akşam olunca yoruldukları için oturmuşlar, bir şeyler yemişler. Adam yine yatmış uyumuş. Bir müddet sonra kalkmışlar, yine yola koyulmuşlar. Yatsı vakti de girmiş. Adam demiş burada konaklayalım, sabah kalkar devam edelim demiş. Şeytan demiş ki, bir dakika yatmadan senle konuşalım. Adam demiş ki, yatalım, sabah konuşuruz. Yok demiş, şeytan, şimdi konuşmalıyız.

İblis demiş ki,

“Ben Allah-u Teala’nın sadece bir emrine karşı geldim, secde etmedim,
Allah-u Teala beni cennetinden kovdu. Ben seni 4 vakittir takip ediyorum, hiçbir namazı kılmadın, Allah-u Telala’nın bir değil birçok emrini yerine getirmedin.
Ben senden korkuyorum, senin yüzünden başıma daha büyük belaların gelmesinden korkuyorum. Onun için sen yoluna, ben yoluna, demiş ve oradan ayrılmış".

28 Haziran 2007 Perşembe

Farzı ödemeye pot kırmak diyenler


Sual: Bir profesör der ki: "Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz hadisini esas alıp, sünnet yerine kaza kılanın, farzı kazaya bıraktığı için özür dilemesi gerekirken, sünnet kılmayıp kaza kılması tekrar suç işlemek ve pot kırmaktır.


"Bir başka profesörümüz de der ki:"Farz namazlarını terk ederek bir edepsizlik işleyen kimse, sünneti bırakıp farz kılarsa, ikinci edepsizliği işlemiş olur."Bu profesörlere verilecek cevabınız var mıdır?


CEVAP

Birinci profesörü şahsen tanıyorum, İbni Teymiyecidir. İbni Teymiye’ye göre, farz namaz kaza edilmez. Bu profesör de aynı fikirde olduğunu bizzat bana söyledi. Özür dilemek demek, farz borcunu ödemeye başlamak demektir. Farz borcunu ödemeye çalışmayan nasıl özür dileyecek ki? Sünnet kılarsa farz borcu tehir edilmiş olacak. Bir an önce kaza edilmesi gereken şeyi tehir etmek özür dilemek midir, yoka farza önem vermemek midir?İkinci profesörü de tanıyorum. Dikkat edin, farzı terk etmeye edepsizlik diyor, haram demiyor. Sünnetle farzı aynı kefeye koyuyor. Halbuki ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:(Elbette nafilenin kıymeti, farzın kıymeti yanında hiç gibidir. Okyanus yanında, bir damla kadar bile değildir. Sünnet de, farzın yanında, okyanus yanındaki bir damla su gibidir.) [Müjdeci Mektublar m.260] Devamı

KUL HAKKI

Allah lafzı


Hazret-i Ömer vefâtından birkaç gün önce yakınlarını toplayıp sorar:
- Bende hanginizin hakkı var ise, söyleyin de ödeyeyim!..
Herkes şaşırır ve derler ki:
- Ne hakkımız olabilir ki?
Fakat Hazret-i Ömer’in kölesi olan Mugiyre, ortaya çıkarak cevap verir:
- Benim var efendim! Bir zaman hiçbir kabahatim yok iken, kulağımı çekmiştiniz.
- Haydi gel, sen de benim kulağımı çek!..
Orada bulunanlar itirazda bulunurlar. Fakat Hazret-i Ömer, derhal mâni olur:
- Gel!.. Gel!.. Çek kulağımı!..
Kulağını uzatır. Hazret-i Mugiyre, kulağını okşar gibi çekip bırakır.
O zaman merakla, Hazret-i Ömer sorar:
- Neden daha kuvvetli çekmezsin ey Mugiyre?
O da şöyle cevap verir:
- Korkuyorum ki, ben daha fazla çekersem, bu sefer de ben sana borçlu olurum!

25 Haziran 2007 Pazartesi

İMÂM-I ŞÂFİÎ



İMÂM-I ŞÂFİÎ
İmâm-ı Şâfiî hazretleri küçükken çektiği sıkıntıları şöyle anlatıyor:
“Küçük yaşta Kur’ân-ı kerîm ezberledim. Daha sonra devamlı olarak, Mescid-i Harâma gidip; fıkıh ve hadîs âlimlerinden çok istifâdeler ettim. Fakat o kadar fakir idik ki; bir yaprak kâğıt bile alamıyordum! Derslerimi daha çok kemik parçalarına yazardım!..” • • •
İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin annesi, Hazret-i Ali’nin torunlarından ve çok zâhide bir Müslümandı... Çok güvenilir olduğu için, herkes emânetlerini getirip ona bırakırlardı!
Birgün, iki kişi gelip; bohça içinde kıymetli bir elbise verdiler ve şu ricada bulundular:
- İkimiz birlikte gelmeyince bu bohçayı kimseye teslim etmeyin!
Bir müddet sonra, bunlardan biri gelip bohçayı istedi. Teslim şartını unutan annesi, bohçayı ona verdi.
Aradan bir zaman daha geçince, diğer arkadaşı da yalnız başına gelip, bohçayı istedi. Annesi, çok şaşırdı. Teslim ederken ikisi birden gelmeyince bohçayı vermeyeceğini hatırladı. Gelen ikinci kişi ise: “Arkadaşıma yalnız olarak niçin teslim ettiniz?” diye şikâyete başladı. Bu hâlde annesi zor durumda kaldı.
Tam o sırada okuldan dönen küçük oğlu Şâfiî, annesini üzgün görünce sebebini sordu. O da şikâyetçiyi göstererek; durumu ona anlattı.
Hiç düşünmeden adama dönen Şâfiî hazretleri, ciddiyetle adama dedi ki:
- Size bohçayı teslim etmemiz için; şart koştuğunuz gibi, diğer arkadaşınızı da bulup getirin! O zaman emânetinizi bizden isteyebilirsiniz!..
Adam, ne söyleyeceğini şaşırdı ve oradan sesizce uzaklaşıp gitti. turktakvim

22 Haziran 2007 Cuma

İlim ehlinin söz birliği


İsmail Hakkı Bursevi hazretleri, Ruh-ul-beyan tefsirinde özetle diyor ki:Enam suresinin 160. âyetinde, (Bir iyilik yapana on katı sevap verilir; bir kötülük ise ancak misli ile [bire bir] cezalandırılır; kimseye haksızlık yapılmaz) buyuruluyor. Bu, Allahü teâlânın Müslümanlara bir lütfudur. Gayri Müslimlerin iyiliklerine sevap verilmez. Onlara, önce iman etmek farzdır. İmansız olarak yapılan iyiliğin ahirette faydası olmaz.


Regaib ameller, revatib amellerden efdal değildir. [Nafileler revatib ve regaib olarak ikiye ayrılır. Revatib, farzlardan önce veya sonra kılınan sünnetlerdir. Regaib ise duha, evvabin ve teheccüd gibi diğer nafilelerdir.] Mesela hadis-i şerifte, (12 rekat kuşluk namazı kılana Allahü teâlâ Cennette altından köşk ihsan eder) buyuruluyor. Halbuki öğlenin sünneti kuşluk namazından üstündür. Yine hadis-i şerifte, (Akşamla yatsı arasında altı rekat [evvabin] kılana Allahü teâlâ 12 yıllık ibadet yazar) buyuruluyor. Halbuki akşam namazının sünneti ondan daha faziletlidir. Böyle örnekler çoktur. Regaib nafilelerin ecirleri, sevapları bildirilmemiş olan revatib sünnetlerden efdal değildir. Devamı

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Rating , 10 out of 10 based on 250 ratings